Bunu sadece bir başlık olsun diye yazmıyorum. Gerçekten de en iyi hikayeler eski ahitten çıkar. Şimdi okuduğumuzda bazılarımıza biraz masal gibi gelebilir. Günün sonunda hiç birimizin bir melekle güreşmişliği veya arkasına baktığı için tuza dönüşmüşlüğü yok. Ama yine de eski ahit hikayeleri bir yönü inanılmaz derecede gerçektir. Belki bunun sebebi eski ahitin en temelde evrensel olanı, insani duyguları, çelişkileri, zaferleri, zayıflıklıkları anlatması olabilir.

Eski ahit hikayelerinden ressamların sıklıkla resmettiği bir tanesi : Yudit ve Holofernes. Hikayeyi tahmin ediyorum biliyoruz ama kısaca hatırlatayım. Yudit dul Yahudi bir kadındır. Şehri Bethlulya’yı Asurlu general Holofernes ele geçirmek istemektedir. Şehir artık kuşatmaya dayanamaz noktaya geldiğinde Yudit, Asurluları yenilgiye uğratmak için plan yapar. Yanına hizmetkarını da alarak düşman kampına gider ve Holofernes’e şehre ele geçirmek için bir planı olduğu bahanesiyle yakınlaşır. Güzelliği ile onu etkiler ve Holofernes’in verdiği bir yemek sonrasında onun sarhoşluğundan da faydalanarak Asurlu generalin kafasını keser.

Yudit Holofernes'in başını kesiyor - Caravaggio 1598-99Her halde bu hikaye ile ilgili en bilinen resim Caravaggio’ya ait. Caravaggio hikayenin en kanlı, aynı zamanda da en can alıcı sahnesini bize gösteriyor. Sinemanın ortaya çıkmasından yüzyıllar önce tek bir kare ile aslında bize bütün filmi anlatıyor. Holofernes yatağında yüzüstü yatmış. Kendini yastığın üzerinden sarkan vücudundan ve kaslarındaki güce rağmen darbeye hiç bir direnç gösteremiş olmamasından Holofernes’in Yudit’e ne kadar hazırlıksız yakalandığını anlıyoruz. Gövdesini yukarıya kaldırması, yukarıya bakan boş gözleri ve açık ağzı ile generalin bir kaç saniye olsa haraketsizce yığılacağını gösteriyor. Her zamanki gibi Caravaggio o muhteşem gerçekçiliği ile kan göstermekten hiç çekinmiyor. Yudit beklediğimizden daha genç ve masum. Holofernes, o kadar zayıf bir anda yakalanmış ki gerçek bir mücadele bile yaşanmıyor. Yudit’in Holofernes’in saçlarını tutan kolu nispeten rahat. Yudit hem yüz ifadesiyle hem de kurbanından mümkün olduğunca uzak duran vücuduyla o andan tiksindiğini görüyoruz. Ancak yine de kararlı, başını çevirmiyor ve fışkıran kanlara bakarak ‘işini’ yapmaya devam ediyor. Onu böylesine rahatsız eden yaptığı hareket mi yoksa Asurlu generalin bizatihi kendisi mi anlayamıyoruz. Yudit’in hizmetçisi, elinde generalin kellesinin konacağı torba ile sabırsızlıkla bekliyor. Caravaggio’nın karakterleri milattan önce 6. yüzyılda Ortadoğu’da değil, 16. yüzyılda Roma’dan karakterler.Caravaggio hikayeyi kendi çağına taşıyarak etkisini da arttırıyor.

Yaklaşık 30 sene sonra aynı hikayeyi Artemesia Gentileschi’den görüyoruz.  Resimde Caravaggio’nun etkilerini kaçırmak imkansız:  tek noktadan gelen sert ışık, kompozisyon, ve çağdaş kostümler. Gentileschi’nin Yudit’i çok daha vahşi. Bu durum Gentleschi’nin bir kadın olarak erkeklerle acılı geçmişinin de bir yansıması olabilir. Ancak ne olursa olsun, Gentileschi’nin Yudit’i olanlara karşı çok daha tepkisiz. Yüzünde hiçbir ifade göremiyoruz. Sadece yaptığı işe odaklandığını, Caravaggio’nunkine göre çok daha dirençli olan Holofernes’i alt etmeye çalıştığını görüyoruz. Holofernes’in yatağın üstüne garip bir açıyla bastırılmış kafası, Yudit’in parmaklarının arasında fışkıran saçları, Yudit’in hizmetçisinin elini son bir çırpınışla boğazına dayayan Holofernesin üstüne çökmesi bize Caravaggio’nun anlattığından farklı bir hikaye anlatıyor. Gentileschi’nin resminde anın duygusal gerginliğinden ziyade fiziksel mücadelenin enerjisini görüyoruz.

Bu hikayeyinin tamamen farklı bir anını anlatmak da mümkün. Alman sembolist Franz von Stuck 1926-27 tarihli Yudit ve Holofernes tablolarında farklı bir Yudit anlatıyor. Resimde Yudit’in Holfernes’i başını gövdesinden ayıracak o ölümcül darbeyi vurmayı beklerken görüyoruz. Tabloya hakim olan koyu renklerin önünde Yudit’in çıplak beyaz gövdesi bütün güzelliği ile resmi domine ediyor. Burada Yudit artık erdemli ve yürekli bir duldan çok baştan çıkarıcı bir kadın. Resmin yanıcı renkleri ve içindeki erotik tansiyon bizim hikayeyi farklı bir yönüyle görmemizi sağlıyor.

Lucas Cranach’in 1530 tarihli tablosunda karşımızdaki, modern (ve çok şık) kostümleri ile tarihi bir karakterin portresi. Yüz ifadesi o kadar sakin, duruşu o kadar sakin ki elinin altındaki kesik başı bir kedi ile kılıcını da bir mendille değiştirsek hiç gazrip durmaz. Başımızı Yudit’in baygın gözlerinden ve cağdaş şıklığından aşağıya indirmediğimiz sürece hikayenin ne olduğunu görmüyoruz. Gentileschi ve Caravaggio’nun tablolarına göre çok daha masum (sahibi bu halini de çok kanlı bulmuş olacak ki boyunun kesik kısmı Holofernes’in sakalıyla sonradan kapatılmış) , von Stuck’a göre çok daha uslu.  Sanki Cranach bir hikaye anlatmaktansa bir sembol göstermek istemiş. Belki şu an bizi bir Caravaggio kadar etkilemese de zerafet ve vahşeti yanyana gösterek bu portreye dramatik bir etki katmayı başarmış.

Eski ahit onlarca hikaye ile dolu ve bir çoğu da sıklıkla sanatçılara konu olmuş. Yudit’den bahsederken onun Filistinli dengi, İsrail kahramanı Samson’u dize getiren Dilayla’dan bahsetmeden olmaz.

Reklamlar