Daha önce Jupiter gezegenin Tanrıların kralı Jupiter’in (Zeus) çapkınlıklarından adını alan uydularından bahsetmiştim. Galileo ayları adıyla bilinen bu uydular arasında, Ganimedes ve Io gibi, Europa ve Kalisto’nun da hikayeleri bir aşk macerasına dayanıyor.

Europa’nın  kaçırılışı ve Europa’ya tecavüz sanat tarihinde bir çok örneği olan, ressamlar tarafından sıkça işlenmiş bir konudur.  Europa Avrupa kıtasına da ismini veren mitololojik bir karakterdir. ( Lynn H. Nicholas‘ın 2. Dünya savaşı sırasında Nazilerin Avrupa’daki sanat eserlerini yağmalamasını anlatan kitabının başlığı Rape of Europa- Avrupa’ya Tecavüz’ de bu çift anlam üzerine kuruludur ama tabii bu başka bir yazının konusu).  Jupiter’in tüm çapkınlık hikayelerinde olduğu gibi esas kızımız Europa yüksek sınıf bir aileden gelir.  Konu kadınları tavlamaya geldiğinde yaratıcılık tanımayan; aşk (veya seks) uğruna dumandan altın yağmuruna, kuğudan tanrıçaya her türlü şekle giren kahramanımız Zeus, bu sefer de sevimli beyaz bir boğa olmaya karar verir. Europa’nın babasına ait sürüye karışarak Europa’ya yanaşır. Europa da kadın hizmetkarlarla birlikte deniz kenarında çiçek toplamaktadır. Boğayı gördüğünde güzelliğinde ve uysallığından etkilenerek boynuzlarını okşar, ve sonra sırtına biner. Europa’yı sırtına alan boğa Zeus denize koşar ve Europa’yı deniz üzerinden Girit adasına kaçırır. Europa Girit’in ilk kraliçesi olur.

Bir de bu hikayeyi Rokoko’nun ustası, 15. Louis’nin metresi Madame de Pompadour’un tercihi; pembe beyaz çıplakları, pastel renkleri, kuş tüyü gibi fırça vuruşları ile kalbimizi çalan ressam François Boucher’den izleyelim.

François Boucher gerçekten bir dönemin ruhunu en iyi yansıtan ressamlardan biri. Resme bakarken Boucher’nin esas derdinin hikayeyi anlatmak değil, cinsel anlamda çekici bir kare yakalamak olduğu düşünmemek imkansız. Boucher hikayenin en heyecanlı anını, boğanın ayaklanıp Europa’nın çaresiz çırpınışları, arkada kalanların şaşkın bakışları arasında köpüren denizin içinde uzaklaştığı anı resmetmemiş. Birazdan Europa’nın kaçırılacağı denizi bile tam olarak görmüyoruz. Burada herkes sakin, Europa oyun arkadaşları tarafında çevrelenmiş yarı çıplak bir şekilde tatlı tatlı gülümsüyor. Her figür ayrı bir pozda duruyor. Bu oyun arkadaşları çok temel bir amaca hizmet ediyor: kadın vücudunu farklı açılardan göstermek ve resmi hakim olan erotik hissiyatı güçlendirmek. Kadınların üzerindeki kumaşların kıvrımları vucütlarının kıvrımlarını daha da görünür hale getiriyor, bu kıyafetler saklamak için değil öne çıkartmak için. Bazı figürlerin pozlarını başka Boucher resimlerinden hatırlar gibiyiz : en sol köşede yüzüstü uzanan kadın sanki Odalık resminin bir başka açıdan çizilmişi gibi.

Kalisto’nun hikayesi de benzer. Kalisto Artemis’e (Diana) inanan, tanrıçaya bağlılığından dolayı diğer huriler gibi bekaret yemini etmiş bir kraz kızıdır. Zeus bu sefer de çözümü Diana kılığına girmek de bulur. Tabii Boucher de lezbiyen tonlar taşıyan aşk macerasını resmetmekten kesinlikle kaçınmamış. Bu temayı birden fazl defa işlediği biliyoruz. Aşağıda gördüğümüz 1744 tarihli resmi nispeten alçakgönüllü versiyonu.  Artemis kılığındaki Zeus okunu kenara bırakmış, Callisto’yu kollarına almaya hazırlanıyor.  Zeus’un Kalisto’nun üstüne doğru kıvrılan vucüdu, Kalisto’nun Zeus’un kucağına dirençsizce bıraktığı kolları, ve Zeus’un parmaklarının üzerinde yukarıya dönen başı bu kuşatmanın yakın zamanda başarıya ulaşacağını anlatıyor.

Zeus’un çapkınlıkları tabii ki Galileo ayları ile bitmiyor. Bu işin daha Danae’si, Leda’sı, Semeli’si… Tüm zamanların en başarılı playboyu gerçekten takip etmeye değer.

Reklamlar