Michelangelo Merisi da Caravaggio kendi dönemindeki ününe rağmen 17 yüzyılın sonundan itibaren sanat dünyasından siliniyor ve 1951’de Roberto Longhi Milano’da ilk Caravaggio sergisini açana kadar bir daha bu isim dünyadaki sanatseverler için çok bir şey ifade etmiyor. Kelimenin diğer anlamıyla şu an 80’den az resmi neredeyse hiç piyasaya çıkmayan, çıksa da bir Boeing 777’den daha pahalı olan, tek bir tablosu ile bir müzeyi dünya sanat haritasına koyabilen Caravaggio ile takriben 350 sene kadar bir süre pek kimse ilgilenmiyor.

Caravaggio yeteneğindeki bir sanatçının neden büyük bir hızla gözden düştüğü, unutulduğu çok enteresan konu. Hayatı ile ilgili bildiğimiz çok kısıtlı ve bir o kadar da bölük pörçük bilgilerden çok da sevilesi bir insan olamayacağını tahmin edebiliyoruz.Yaşarken çok düşman kazanması ölümünden sonra hızlı bir şekilde gözden düşmesinin bir sebebi de olabilir. Belki de daha da önemlisi Caravaggio’nun resimlerinde kullandığı ve o zamana kadar Italyan resminde görülmeyen acımasız ama bir o kadar da çarpıcı gerçekçilik.  Kendi dönemindeki eleştirmenlerin, onu sanatın ve güzelliğin özünü anlamamakla, sadece gördüğünü kopyalamakla suçlamasına neden olan gerçekçilik. Bizim için şu an Caravaggio’yu usta yapan bu özellik, belki de ölümünden bir süre sonra sanatın güzelliği gerçekliğe tercih eden dünyasında çatlaklar kayıp gitmesine sebep olmuş olabilir.

Caravaggio Yeni Ahit’ten ve Hristiyan azizlerin hayatından bir çok anı resmetti. Ancak bütün bu hikayeleri bulanık bir hayal ile değil, içinde yaşadığı gerçeklik ile anlatmayı seçti.  Caravaggio resimlerindeki karakterler, kostümler ve mekanlar İsa’nın zamanından değil 17. yy başı Roma’dandır. Bu durum o tabloları bizim için ve daha da önemli çağdaşları için daha gerçekçi yapar. Caravaggio’nun gerçekçiliğinin bir başka sebebi de hikayeleri  ve kişileri hiç bir şekilde idealize etmemesi, onları bütün kusurları, pislikleri, insani yanları ile resmetmesidir.

Caravaggio’nun 1604-1606 tarihli Madonna di Loreto (veya Pilgrims – hacılar adıyla da bilinir) buna çok güzel bir örnek.

Meryem daha önceki İtalyan ressamlarının resmettiklerinin aksine hiç de  masum güzelliği ile insanın içine huşu dolduran bir kadın değil. Nispeten sert bakışlı, beyaz tenine rağmen kara saçı ve gözleri bir İtalyan. Başındaki hale olmasa onun kutsallığını bize anlatacak hiç bir şey yok. Kucağında bebeğiyle kapısına gelen dilenci görüntülü insanların karşısında eşikte duran çıplak ayaklı sıradan bir kadın o. Olayın yaşandığı mekan da daha önceden görmeye alıştığımız gibi kusursuz bir arka plandan bir şehrin veya kırın göründüğü süslü pencere önü değil. Gökyüzünde ellerinde kurdelalarla İsa bebeği izleyen melekler yok, hatta bu karanlık ve klostrofobik resimde bırakın ilahi ışığı gökyüzünü bile görmüyoruz. Duvardaki sıva çatlaklarından görülen briketler evin fakirliğini vurguluyor. İsa bebeği görmeye gelmiş hacıların kıyafetleri eski püskü, ve daha da şaşırtıcı olanı artık yürümekten nasır bağlamış tabanları kir içinde. Daha önce bir dini resimde bu kadar kir gördüğümüzü hatırlayan var mı? Peki bütün  bu kir pas, bu ideal güzelliktan kaçınan sert gerçeklik ne işe yarıyor? Tablo, daha önceki türevlerinin aksine İsa’nın hikayesini 17. yy başı Romalıların hayat deneyimlerine daha yakın, ve bu sebeple daha inandırıcı bir hale getiriyor.

Caravaggio’nun gerçekçiliği Madonna di Loreto tablosunda ona başarı kazandırsa da başka bir tabloda sınırları çok zorladığı için başına bela da açtı.

Daha önceki örneklerinin aksine bu resim Meryem’in huzur içinde göğe yükselişini göstermiyor. Hikayenin çok daha insani, çok daha acılı bir anına odaklanıyor: Meryem’in fiziksel olarak ölümü ve arkada kalanların yürekleri burkan acısı. Resmin ortasında diagonal bir şekilde boylu boyuncca yatan kadın Tanrı’nın annesi değil de herhangi birimizin erken yaşta kaybettiği bir akrabası gibi duruyor. Çevresindekiler onun kurtuluşuna sevinmiyor, yas içinde ağlıyorlar. Burada ölümün ruhani boyutu değil, çok daha fiziksel etkilerini gösteriyor. Meryem’in teni çoktan rengini kaybetmiş, vücudu ise şişmeye başlamış. Hatta çağdaşları sürekli olarak modelden çalışan Caravaggio’nun resimdeki Meryem olarak nehirde boğulmuş bir fahişenin cesedini kullandığını iddai ediyor. Velhasıl resim işi talep eden kilise tarafından reddediliyor. Bu da aslında ruh durumu hiç bir zaman çok da dengeli olmayan Caravaggio için sonun başlangıcı oluyor diyebiliriz.

Caravaggio’nun gerçekçiliğine ve kendisinden sonra gelenler üzerinde bıraktığı etki üzerinde daha bir çok örnek verebiliriz. Caravaggio’nun çok sevdiğim bir başka resmini de ekleyip yorumu size bırakıyorum: Hasta Bacchus (böyle bir ikramı geriçevirmek ayıptır ama lütfen tırnaklara ve üzüme dikkat)

Reklamlar