Viyana’da Kunsthistoriches museum’da resimlere bakarken bir şey farkettim. Aynı konu ile ilgili bir resmi diğerinden ayıran şey nedir? Neden bir çarmıhtan indirilişe bakarken içimiz acıyor da diğerine bakarken teknik bir detaya takılabiliyoruz?

Tarsuslu Paul o zamana kadar bir Hristiyan düşmanıdır, bir Roma vatandaşı olan Paul atıyla Şam  yolunda ilerlerken İsa kendisine belirir ve Paul ışıktan kör olarak attan düşer. O an itibariyle o artık havari Pauldür. Hikaye çok kısa şekliyle bu. Kunsthistoriches Museum’da Parmigianino’nun 1527-28 tarihli Paul’un Din Değiştirmesi resmine bakıyordum. Parmigianino’yu ressam olarak beğenmediğimden değil, maniyerizm ile de herhangi bir sorunum yok ama bu bana hikayeden beklediğim o ruhsal deneyimi hiç bir şekilde göstermiyor. Hatta Paul’den çok atın o ressamın uzun boyunlu Madonna’sını andıran fiziği ile öne çıkması, resmi dini bir hikayeden çok neredeyse bir at portresi haline getiriyor. Resmin üst kısmını tamamıyla kaplayan at öyle muzaffer bir hava ile şahlanıyor ve şahlanırken öyle vakur bir şekilde izleyicinin gözlerine bakıyor ki resmin baş rol oyuncusunun o olduğunu zannediyoruz. Öteki taraftan resmin alt tarafında kalan Paul bir geri kalan hayatını ve belki de bulunduğu coğrafya için Hristiyanlık tarihini değiştirecek o inançsal dönüşümü yaşamıyor, yana kıvırdığı gövdesi ile sanki kendini attan koruyor. Resmin sol üst köşesinde turuncu tonlarda bir ışık var ama onun inancın kutsak ışığı olduğunu söylemek biraz zor. Daha çok yaklaşan bir fırtınaya benziyor, atı korkutan ve sahibini üstünden atmasına sebep olan şimşekler olmasın?

Bir başka enteresan örnek de Peter Bruegel’e ait. Bruegel bana bazen Hitchcock’un filmlerini anlatıyor. Hitchcock filmleri için kendisinin de kullandığı bir terim vardır ya: McGuffin, yani bir konu için bahane. Hitchcock’u esas derdi konuyu işlemek değil karakterler arasındaki ilişkileri göstermek, kadın erkek ilişkisi üzerinde düşünmektir ama tabii bir de ortada bir konu olur. O hikayeyi sürükleyen sır filmin bitmesine 45 dakika kala çok sıradan bir sahnede açık edilir çünkü çok da önemli değildir konu. Hitchcook’un üzerinde düşünmek istediği esas hususlar için bir bahanedir. Bruegel resimleri de bence aynen öyle. Aşağıda Bruegel’in 1567 tarihli Aziz Paul’un Din Değiştirmesi tablosu. İlk 1 dakika içinde Paul’u bulabilene küçük bir ödülümüz olacak.   

 Bulamadıysanız söyleyeyim, ağaçların hemen altında resmin ortasındaki mavi figür. Gerçekten şu resme baktığımız anda Bruegel’in aslında bizi o anın ruhsal boyutunu yaşatmak, inancımızı tazelemek gibi bir derdi olmadığı görebiliyoruz. O geniş alanlara yayılmış kalabalıkları bilimsel bir detay ile çizmeyi seviyor, ve buna izin verebilecek konular seçiyor.Bu konu olmasa Kana’da düğünü çizerdi. En nihayetinde konu bahane.

Son olarak Caravaggio’ya geliyorum. 1601 Şam yolunda din değiştirme. Caravaggio’da her zaman olduğu gibi görmek inanmaktır. Caravaggio’nun Paul’u gerçekten bir ruhsal dönüşüm yaşıyor, yüzüne yansıyan o ışık inancın ışığı. Parmigianino’nun resminde komposizyonu domine eden at burada sahibine sadık ve uysal. resme bakarken Paul’e zarar vermemek için gerekirse o toynağı bir ömür havada tutmaya hazır olduğunu görebiliyoruz. Işıkla kör olmuş gözleri yukarıya çevrilmiş, üstünde duran attan hiç çekinmeden kollarını ışığa uzatan Paul kendini inanca teslim ediyor. Konuyu bilmesek bile orada yatan adamın kalktığında aynı kişi olmayacağını biliyoruz. Ayrıca Paul’ın yaşadığı çok içe dönük bir deneyim. Resimde fiziksel olarak bulunan ama Paul’un yaşadıklarının tamamen habersiz, tamamen dışarıda kalan kişi bu yaşananın ne kadar özel bir şeye tanık olduğumuzu bize hatırlatıyor. O inançsız cehaleti içinde farketmiyor olabilir ama biz izleyici olarak farkediyor ve inanıyoruz.

Aşağı yukarı aynı zamanda çalışsalarda bu 3 ressamın farklı coğrafya ve ekollerden geldiğini, farklı önceliklere sahip olduklarını biliyoruz. Hal böyleyken bu kıyaslama ne kadar anlamlı diye sorulabilir. Ancak yine de aynı konuya farklı yaklaşımları yanyana görmenin insanın ressamlara bakışını değiştiren bir egzersiz olduğunu düşünüyorum. (Tabii elde olmadan yaptığım kıyaslama sonucunda da kalbimin kesinlikle Caravaggio’dan yana olduğu her halde belli oluyor)

Reklamlar