Ben Vautier’i neden bu kadar sevdiğimi anlamam için 13 sene gerekti ama şu an her şeyi çok daha berrak görebiliyorum.  Ben Vautier ile ilk karşılaştığımda 16 yaşındaydım.  Bir arkadaşım ile Fransızca dil kursu için Nice’te bir kaç hafta geçirecektik.  Gitmeden önce 16 yaşındaki zihnimde Nice daha çok bir sayfiye yeri, Cote d’Azur’un daha adı duyulmuş parlak şehirleri arasında sakin ama saygın bir mesire yeriydi. Nice ile ilgili beni çok şaşırtan bir özellik beklenmedik derecede sanatsal bir şehir olmasıydı.  Özellikle modern sanat müzesini çok sevmiştim. Christo; Yves Klien, Robert Indiana ve Rauschenberg’in işlerini ilk defa orada gerçek olarak görmüştüm. Müzede o kadar uzun süre kalmıştık ki (dünyanın en tatlı insanlarından biri olan) arkadaşımın o ünlü “sanat karın doyurmuyor Merve, haydi gidip yemek yiyelim” cümlesi orada çıkmıştı.

Ben Vautier’i ilk orada gördüm ve işleri ile tanıştıktan yaklaşık 14 sene sonra kendisini niye sevdiğimi neden empati kurabildiğimi anlayabiliyorum. İnsanın içinde çalıştığı disiplini sorgulaması hem çok gerekli hem de çok sancılı bir şey. Ben Vautier de tam bunu yapıyor,  Marcel Duchamp gibi gündelik objelerle ile sanat arasındaki farkı sorguluyor. Yaptığı çalışmalar zenaata dayanan bir sanat anlayışı içinde pek bir yeri olmayan kavramsal işler. Belli bir bakış açısından bakarsak Ben, Fluxus gibi sanat ile mücadele içinde olan bir sanat akımına  sarınmış sadece yazı yazarak tablo üretiyor ama öteki taraftan da izleyicisini / okuyucusunu düşünmeye iten, bir çok duurmda yakalayan çarpıcı mesajlar veriyor . Aramızda kim için de olduğu disiplini hiç sorgulamadan olduğu gibi kabul ederek işini yapabiliyor? Neredeyse hiç birimiz. Ben Vautier  işte tam  bu noktada bizi yakalıyor.Görsel sanatların içinde olup sürekli onu sorguluyor, meydan okuyor. Biz de kendi dünyamızda bu meydan okumaya katılıyoruz.

Çok sevdiğim işlerinden biri aşağıda: “Kendini sanat zanneden bir ütü daha

Duchamp’a referansı kaçırmak imkansız. Ben;  bir taraftan bu gündelik objelerin sanatlaşmasını sorgularken bir taraftan da bu sürece dahil oluyor. Sanat ile hayat arasındaki ayrımı belirsiz hale getiriyor.

Kendini ve yaptığı işi sorguladığı bir iş daha: “Eğer hayat sanatsa, neden bunu asalım?”

Sanat disipline ile öyle girift bir ilişkisi var ki, aşağıdaki iş de kendisini ait: “Sanatı bırakmak istedim ama yine de sanat yaptım”:

Bütün bu sorgulama süreci içerisinde Ben de bazen yaptığı işin ne kadar gerekli, ne kadar anlamlı olduğunu sorguluyor. Doktor, mühendis gibi yaptığı işin toplum geneli için faydası aşikar olan, emeğinin insanlar için gerekliğini meşrulaştırmak için herhangi bir çabaya ihtiyaç duymayan bazı meslek grupları dışında hepimiz sorguluyoruz ve şu soruyu soruyoruz: Peki bunun kime faydası var? Neden? Bunun cevabını verebildiğimiz zamanlar kendimiz de devam edecek motivasyonu bulabiliyoruz. Pekiyi ya bulamazsak? 

“Sanat işe yaramazdır, evinize dönün” Ben 1967

Reklamlar