Sanatçıların birbirlerinin eserlerinden ilham almas sıklıkla görülen bir durum. Sanatçıların kendilerini önceleyen ustalardan etkilenmesinin belki de en bilindik örneği Giorgione, Tiziano ve Manet’i arasındaki yaklaşık 350 senelik bir zaman dilimini kapsayan kan bağı. 3 ustanın neredeyse aynı kompozisyona sahip ama birbirinden tamamen farklı şeyler anlatan 3 başyapıtı: 1510 tarihli ve Giorgione imzalı “Uyuyan Venüs”, 1534 tarihli ve Tiziano imzalı “Urbino’lu Venüs” ve son olarak 1863 tarihli Manet tablosu “Olimpiya”. Bu üç resim arasındaki benzerlikler herhalde burada detayına girmeyi gerektirmeyecek kadar aşikar. Daha ilginç olanı resimler arasındaki farklar. Bu farklar sanatçıların bireysel tarzları kadar, içinde yaşadıkları dönemim sanat anlayışı ve kadını bakışı hakkında ipuçları veriyor.

Girgione’nun uyuyan Venüs tablosu (Dresden Venüsü adıyla da bilinir) kendi dönemi için çok cesur bir resim. Bildiğimiz kadarıyla Batı sanatında bu boyutta ve ana figürü bir nünün oluşturduğu ilk resim. O dönem için resmin kabul edilebilir olmasının büyük ihtimalle çok önemli bir sebebi figürün bir Tanrıça olması. Venüs muhteşem güzelliği ile açıklık bir alanda , göz alıcı kumaşların üzerinden yatıyor. Sanki arkadaki manzaranın kıvrımları Venüs’ün uzanmış vücüdunun kıvrımlarının bir yansıması gibi. Venüs’ün hafifçe bize dönük vücudu, başının altına kaldırdığı kolu ile dikleşen göğüsleri, bacaklarının arasında yumuşakça yerleştirdiği eli resmin erotik boyutunu yadsınamaz kılıyor. Ancak yine de tüm kompozisyonun bir masumiyeti var. Venüs’ün yana düşmüş başı, kapalı gözleri yumuşakça vücuduna serilmiş kolu masum bir uyku halini anlatıyor. Ona bakarken onu arzulamaktan çok, güzelliğini düşünüyoruz.Tiziano Giorgione’nin bu resmine hiç de yabancı değil. Resmin Giorgione’nin vefatından sonra tamamlandığı ve arka plandaki manzarının öğrencisi Tiziano tarafından resmedildiği biliniyor. Bu resimde çalıştıktan neredeyse çeyrek asır sonra kendi Venüs’ünü yaratıyor.

Urbino’lu Venüs tabii ki Dresden Venüs’üne çok benziyor ama bazı önemli farklılıklar var. Resmin yakın zamanda Urbino dükü olmayı bekleyen Guidobaldo II della Rovere tarafından evlilik arefesinde sipariş edilmiş.  Arkada hizmetlilerin çeyiz sandığı başındaki hazırlıkları bu evliliğe bir referans olabilir. Hem iç mekandaki diğer karakterler, hem de önümüzde uzanan güzelin üzerindeki aksesuarlara baktığımızda eski Roma döneminde değil, 1500lerin İtalya’sında olduğumuzu kolayca görebiliyoruz. Tiziano konuyu kendi zamanına taşıyarak resmin erotizmini arttırıyor. Venüs’ün elindeki güller şehveti , ayağının dibinde uyuyan köpek ise sadakati sembolize ediyor. Giorgione’nin resminde masum bir şekilde uyuyan Venüs burada biraz dikelmiş, mahçup ama yine de davetkar bir bakışla bizi süzüyor. Bu resimde güzelliğine hayranlık duyulacak soyut bir Tanrıça değil, fiziksel olarak arzu uyandıran belki henüz bazı şeyleri deneyimlememiş ama ona sahip olacak erkeğe kendini teslim etmeye hazır gerçek bir kadın görüyoruz. Guidobaldo II della Rovere’nin Tiziano’nun çıkarttığı işten çok memnun kaldığını tahmin edebiliyorum.

Manet’nin Olimpiya’sına geldiğimizde Tiziano’nun Venüs’ünde gördüğümüz genç bir kadının mahçup davetkarlığından eser kalmıyor, Olimpiya dondurucu bakışları ile izleyicisine adeta kafa tutuyor.

Neredeyse aynı pozlarda yatan 3 çıplak kadın arasında Olimpiya’yı bu kadar farklı kılan nedir? Bu resimde kadrajın dar olması ve nü figürün resmin daha büyük bir kısmını kaplaması Olimpiya’nın farklı bir etkisi olmasının bir sebebi. Dresden Venüs’ü ve Urbinolu Venüs’ün romantizm çağrıştıran sıcak renk skalasının aksine Manet Olimpiya’yıo resmederken soğuk renkler tercih etmiş. Bu renkler Olimpiya ile aramızdaki mesafeyi daha da arttırıyor. Urbinolu Venüs’ün ayaklarının ucunda uyuyan sadakat sembolü köpeğin yerine tüm tüyleri dikelmiş siyah bir kedi almış. Arkada evlilik hazırlıkları yapan hizmetkarlar yerine bir sevgiliden, veya müşteriden gelen çiçekleri sunan zenci bir yardımcı var. Tabii Olimpiya’nın diğer resimlerden bu kadar farklı olmasının en önemli sebebi Olimpiya’nın bakışı. Olimpiya Dresden Venüs’ü gibi huzurlu bir şekilde uyumuyor, veya Urbinolu Venüs gibi mahçup bakışla beraber olacağı davet etmiyor. Olimpiya’nın soğuk bakışı karşısındakine onun hiç bir erkeğe ait olamayacağını ve bunun sadece bir “iş” olduğunu anlatıyor. Olimpiya’ya bakarken bir erkeğin kendini özel hissetmesi mümkün değil (belki de resmin ilk gösterildiğinde büyük olaylar yaratmasının sebebi budur. 1800lerin ikinci yarısına geldiğimiz de aynı kompozisyonda Tanrıça’nın ve masum gelinin yerini bir fahişe alıyor.

 

 

 

Reklamlar