Not: Resmin tamamını görmek için lütfen üstüne tıklayınız

Zeitgeist, dönemin ruhu veya hassasiyet…Bütün sanat yapıtları, portre de olsalar, natürmort da olsalar dönemin hassasiyetini taşırlar. Ancak bazı tablolar bize belli bir dönemde belli bir coğrafyadaki yaşam hakkında bu genel eğilimin çok ötesinde bilgiler verir. Böyle tablolardan bir tanesi de Otto Dix’in Metropolis başlıklı Triptiği. 1928 yılında Almanya’da yapılmış bu resim halen Stuttgart Kunstmuseum’da sergileniyor. Kanatları ile beraber 3 metrelik boyu ve 1.80cmlik yüksekliği ile bu devasa triptik, kendisinden 500 sene önce gelen dini içerikli benzerlerinden farklı olarak peygamberlere ve azizlere değil, Birinci Dünya Savaşının yıkıntıları arasında yaşamlarını devam ettirmeye çalışan ölümlüleri konu alıyor.

Resim o dönemde Berlin yaşamını domine eden bir çok temayı kapsıyor. Triptiğin sol kanadında Birinci Dünya Savaşında bacaklarını kaybeden bir asker görüyoruz. Ancak Dix bu adamı, vatanı uğruna tarif edilmez fedakarlıklar yapmış saygın bir gazi olarak değil, acınacak durumda eksik bir insan olarak betimlemeyi tercih ediyor. Askerin izleyicinin yüzüne bakmaya cesareti yok, artık koltuk değnekleri ile taşıdığı vücudu, arzu ve tiksintiyle baktığı fahişelere doğru ilerliyor. Yolunda yatan başka bir zavallıyı çiğnemek üzere olduğunu belki de farketmiyor veya artık umursamayacak kadar vazgeçmiş. Dix sokak köpeğinin saldırgan tavrını askerin uğruna bacaklarını kaybettiği ülke için ne kadar da değersiz olduğunu bir kez daha vurgulamak için kullanıyor. Birinci Dünya savaşının acılarını yine bedeni ile ödeyen başka bir grup da fahişeler. Sokak ortasında kendilerini teşhir etmek zorunda kalan bu kadınlar acınası bir halde, ancak aynı sakat asker gibi fahişelerin de saldırgan hali onlarla empati kurmamızı imkansızlaştırıyor. Belirgin dişleri, bir elden çok kuş pençesini andıran uçları sivri parmakları ve kemikli vücutları ile yırtıcı bir hayvana benzeyen bu kadınlar dönem Berlin’in sokak hayatının sembolü haline geliyor. Bozuk şekilli vücutlar, ateş kırmızısı renkler ve klostrofobik bir perspektif ile sol panel bir korku tünelini andırıyor. Herkesin sokakta hayatta kalmak için mücadele ettiği, kimsenin gerekirse diğerine zarar vermekten bir an bile kaçınmayacağı, insanlığın nefes almak, yemek ve seks yapmak gibi hayvani ihtiyaçlara indirgendiği bir post-apokaliptik dünya….

Sağ panelde yine savaşta vücudunun bir kısmını, bu sefer yüzünü kaybederek çıkmış bir askeri görüyoruz. Artık insana bile benzemeyen bu zavallı adam bir kenarda oturmuş önünde ilerleyen fahişeler ve fazla süslü zengin kadınlar geçidine selam duruyor. Daha da daralan perspektif ile beraber üst üste binen binalar adeta yerde oturan askerin üzerine çökecekmiş gibi duruyor. Kapının kemerinin üzerindeki ağzı açık aslan figürü, artık sadece dekoratif bir element değil, sol paneldeki köpek gibi bu cehennemi dünyanın gerçek bir tehdit unsuru.

Sağ ve sol paneller sokağın sefaletini anlatırken, orta resimde çok farklı bir manzara var. Bir müzikholde şanslı azınlık, Amerika’dan yeni ihtal edilmiş eğlence kaynağı jazz müzik ile dans edip içkilerini yudumluyorlar. Amerikan etkisinin tüm Avrupa gibi Berlin’i de etkisi altına almasıyla beraber zenci müzisyenler şehre gelmiş, savaş öncesinde operaların hakim olduğu gece hayatında artık Charleston da var. Kadınlar savaş öncesine göre çok daha özgürleşmiş, geçmişe göre teni çok daha fazla açıkta bırakan ve kalçadan oturumuyla hatları erkeksileştiren elbiseler bu özgürleşmenin bir sembolü… Bob stil saçlar, kadınların eş zamanlı gelişen güçlenme ve erkeksi bir tarz edinme süreçlerinin bir parçası. Orta panel içkileri, hareketli dansları, modern kıyafetleri ve görkemli takıları ile tatlı bir hayatı gösterse de yine de bizi rahatsız eden bir şeyler var. Resimdeki karakterlerin mutsuz ifadeleri, resmin geneline hakim olan cehennemi kırmızı renk yada yan panolardaki askerlerin bakışı…

Triptik aslında dini resimler için tercih edilen bir anlatım biçimi. genelde kanatlardaki karakter ve hikayeler orta panodaki merkezi hikaye ve kanatları destekler. Otto Dix de böyle bir komposizyon ile orta panoda yaşanan tatlı hayatın bedelinin nasıl ödendiğini kanatlarda anlatmış olabilir mi? Bize Berlin hayatının her iki  yönünü, hikayenin tamamını anlatıyor. Resmin bir triptik formatında olması, resimdeki tek dini referans da değil …. Ortada tüyden yelpazesini havaya kaldıran kadın, vücudunun iki yanında kırık kanatlar gibi uzanan kumaş parçaları ile düşmüş bir meleğe benzemiyor mu?

Reklamlar