Berlin’de bienal mevsimi açıldı. İlk önce Gendarmenmarkt’taki Konzerthaus’da Alter Musik Bienal vardı. Barok müziği doymak isteyenler, beni piyanodur, çellodur kesmedi, bir klavsen, bir lüt dinleyesim var diyen herkes için kaçırılmaz bir fırsat. Biz de tam da böyle isteklerle bienal kapsamında Jordi Savall ve L’Arpegiatta konserlerine bilet aldık. 

Öncelikle Jordi Savall konserinden başlayayım. Mare Nostrum albümü için yapılan konser için Konzerthaus neredeyse tamamen doluydu diyebilirim. Biz sahne hizasında bir locadan konseri izledik. Bulunduğumuz nokta sahneyi görmek için en avantajlı yer olmasa da salonun mimarisini, ve insanlarla dolu olduğu zaman verdiği etkiyi görmek açısından çok avantajlıydı. 

Image

Image

Mare Nostrum albümü Akdeniz havzasındaki Hristiyan, Müslüman ve Yahudi kültürlerin müziklerini biraraya getiren bir albüm olduğu için insanı daha ilk dinleyişte sarıyor. Sanki çok eskiden beri bildiğiniz, sıcak ve tanıdık bir şeyleri dinler gibi hissediyorsunuz. Hatta bu aşinalık bis sırasında bir his olmaktan öteye geçti. Konser bitikten sonra alkışlar bir türlü kesilmeyince Jordi Savall ve ekibi bis yaptılar (3 defa kadar). İlk biste Jordi Savall Yunan, Yahudi, Arap ve Türk müziğinde yeri olan bir parçayı seslendireceklerini söyledi ve “Üsküdar’a giderken”i söylediler. Zaten Savall’in orkestrası Birleşmiş Milletler gibi olduğu için herkes şarkının kendi dilindeki kısmını söyledi, Türkçesini de ekibin kanuncusu Hakan Güngör söyledi ve bence solist olmamasına rağmen çok da iyi bir iş çıkardı. Konsere gitmeden önce kocam “evet artık Jordi Savall söyler, büyük usta Timur Selçuk’tan geliyor “Endülüs’te Raks” diye dalga geçerken bisin Üsküdarla olması gerçekten çok hoşumuza gitti. 

 

Konser çıkışında Jordi Saval albümünü imzalıyordu. Hemen Mare Nostrumumuzu aldık, Alman bir beyin yüksek volümlü yönlendirmeleri ile nizamı bir şekilde sıraya girdik ve takriben 20 dakika sonra kendimizi Jordi Savall’in önünde bulduk. Eşim o etapta benden daha vokal bir insan olarak Jordi Savall’e muhteşem performans için teşekkür etti. Ben ise Savall’in karizması karşısında taş kesilip salatalık gibi gülümseyerek eşimin fikrini katıldığımız göstermek için kafa sallamakla yetindim. Bu arada kendisi bayağı yakışıklı, müzisyen olarak seviyorum diye söylemiyorum, öyle. 

Image

Bu bienal kapsamında gittiğimiz ikinci bir konser ise L’Arpeggiata konseriydi. L’arpeggiata Via Crucis albümünde bu sefer de Barbara Furtuna diye korsikalı bir erkek vokal grubu ile iş birliği yapmış. Konserin açılış şarkısı ve sanıyorum albümün hit şarkısı ” Maria (sopra la Carpinese)” uzun süredir dinlediğim en etkileyici şarkı. Müziği anlatmak, müzikle ilgili konuşmak gerçekten çok zor. BUrada tanıştığım ve çok sevdiğim müzikolog bir arkadaşım var, herhalde bu bloğu yazsaydı çok daha iyi bir iş çıkartırdı. Ben ancak şunu söyleyebilirim: bu şarkı bir Rodin heykeli gibi bir etki bırakıyor insanda. Dinlerken içinizde bir şeyler kıpırdıyor ve o hareketin duygusal mı tensel mi olduğunu çok ayırt edemiyorsunuz. Dini bir şarkı, herhalde dünya üzerine uğruna en çok şarkı yazılan kadın Meryem için yazılmış ama içinde aşksal bir şey de var. Aşağıdaki linkte parçayı izleyebilirsiniz: 

http://www.youtube.com/watch?v=11POTypBh2I

bir de bu şarkıyı benzerttiğim Rodin heykellerini de koyayım da gidip Düşünen Adam, Balzac veya Kalais Burjuvalarını falan düşünmeyin. 

Image

Image

 

 

Reklamlar